Ohrid

Gezideki son durağımız olan Ohrid’teyiz. Ohri gölü Makedonya’nın en önemli turist çekim merkezi. Göle girilebildiği için yaz turizmi yapılabiliyor ancak Ohrid’in asıl önemi ruhani yönünden kaynaklanıyor. Ortodoksluk tarihinde önemli bir keşişlik merkezi olarak bugün de bu değerini koruyor. Kiril alfabesi ilk burada yazıldığı için de ayrıca önemli. Eski şehirde dolaşırken karşıma bolca ahşap Osmanlı konağı ve taş kilise çıktı. Kaleye çıkmak ve tekneyle göl turu yapmak ise kaçırılmaması gerekenlerden.


Dönüş yolunda Kavala’da rıhtımdaki restoranlardan birinde rakı - balık yaparak geziyi noktaladık.

Kotor, Budva

Hırvatistan’dan Karadağ’a geçiyoruz, Kotor’dayız. Dünyanın en büyük fiyortlarından birinde yer alan Kotor, tıpkı Dubrovnik gibi eski bir Venedik kolonisi olarak aynen korunmuş. Küçük Dubrovnik diyebiliriz. Birkaç bin basamak tırmanarak 45 dakikada çıkabileceğiniz kale bir ‘challenge’ olarak orada duruyor. Özel bir yürüyüş rotası izlemek yerine sokaklarda kaybolarak dolaşmak daha keyifli.

Kotor’dan ayrılıp bu kez daha da küçük bir Venedik kolonisine geçiyoruz: Budva. Küçük demişsek, yalnızca eski şehri küçük, şehrin geneline baktığımızda daha haraketli olduğu göze çarpıyor. Budva’nın diğerlerine göre asıl farkı kumsal plajları olması. Dubrovnik’te kayalıklar vardı ve Kotor’da denize girildiğini görmedim. Ancak Budva’da geniş bir sahil şeridi var ve bu yüzden bir tatil şehri. Gece hayatı da oldukça hareketli. Sahil boyunca birbirinden farklı konseptte barlar var.


Yaklaşan Budva Festivali nedeniyle sokaklar süslenmiş ya da bunun gibi sanat yerleştirmeleri yapılmıştı.

Dubrovnik

Dubrovnik, Adriyatik’teki ilk durağımız oldu. Balkanların incisi olarak da bilinen kent, bölgenin en çok turist çeken noktası. Haliyle biraz pahalı ve aşırı turistik olması sebebiyle gezmekten pek keyif almadığım bir yer. Tabi ki çok değerli ve mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri olduğu gerçeğini yadsımıyorum. Harika fotoğraflar verdiği de bir gerçek, Özellikle akşamüstü gün batarken bu fotoğrafı çektiğim surlara çıkarsanız şahane görüntüler yakalayabilirsiniz. Ama işte o film setindeymişim gibi hissettiren yapaylığı sevmiyorum. Her şey o kadar restore, düzenli, steril ve turistik ki, günlük yaşamın dinamiklerine dair ipuçları yakalamak imkansız. Venedik gibi burasının da varoluş nedeni turistler.




Poçitel

Mostar’dan Dubrovnik’e doğru karayoluyla giderken uğramadan geçemeyeceğimiz bir köy vardı: Poçitel. Sanki dünya dönmeye devam ederken burada zaman hiç akmamış. Beş yüz yıl önceki hali aynen kalmış. Yeşil bir dağ yamacından turkuaz nehre uzanan köyden bir minare bir de çan kulesi yükseliyor. Köyün tepesinde ise hepsinden eski olan bir başka kule yer alıyor. Arnavut kaldırımlı sokaklarda dolaşmak çok keyifli. Pek öyle bilindik bir yer olmadığı için turist kalabalıkları görmek mümkün değil.


Köyün haricinde yol boyunca birbirinden güzel doğa manzaraları bize eşlik etti. Bir kasabada alttaki bu 2. Mehmet köprüsünü gördük, Bir başka köyde iddialı Yugoslav yapımı Neretva Savaşı filmi için yıkılan demir köprüyü gördük. Bu arada bir döneme damgasını vuran ve bir fenomene dönüşen Yugoslav sinema endüstrisi hakkında harika bir belgesel var: http://www.cinemakomunisto.com/









